
Bu millet, maalesef bazen derinlemesine düşünmeden seçimler yapabiliyor. Şahan Gökbakar, Recep İvedik serisi ve benzeri filmlerle popülerlik kazandı, ancak bu popülerlik büyük ölçüde halkın basit mizah anlayışına dayanıyor. Oyunculuk yeteneği konusunda ciddi eksiklikleri olduğunu düşünüyorum. Kendi kişiliğini yansıttığı kaba ve sığ karakterlerle tanınıyor, bu da aslında oyunculuk becerisinden ziyade kişisel özelliklerinin ön plana çıkmasıyla ilgili. Bel altı mizah, genellikle daha az düşünsel çaba gerektiren bir güldürme yöntemi ve bu tür mizahın geniş bir kitle tarafından kabul görmesi üzücü. Filmdeki birçok sahne, komik olmaktan ziyade yersiz ve zorlama hissettiriyor. Basit bir senaryo ve zayıf oyunculukla karşı karşıyayız. Asıl düşündürücü olan, toplumun bu tür içerikleri nasıl bu kadar benimsediği. Basitliği asaletle karıştıranların sayısının artması gerçekten endişe verici. Bu filmi izlememenizi tavsiye ederim!


Şahan Gökbahar'ın son filmi, maalesef beklentileri karşılamaktan uzak ve belirli bir kategoriye sığdırmakta zorlandığımız bir yapım. Fragman, izleyiciyi eğlendirebilecek tüm sahneleri bir araya getirirken, filmin geri kalanı ne yazık ki bu seviyeyi sürdüremiyor. Bel altı esprilerle zaman zaman güldürse de, genel olarak sıradan bir komedi filmi olarak kalıyor. Şahan Gökbahar bu projeye saatlerini harcamış olabilir, ancak izleyici olarak biz de zamanımızı harcadık ve sonuç her iki taraf için de tatmin edici değil. Eğer bu filmi izlemeyi düşünüyorsanız, vaktinizi daha iyi değerlendirebileceğiniz başka filmler aramanızı öneririm.


18 kişi filmi beğenip baş tacı yapmış, 13 kişi ise karantinaya almış. Türk izleyicisinin genel eğilimlerini yansıtan bu rakamlar, filmin aslında ne övgüyü ne de eleştiriyi tam anlamıyla hak ettiğini gösteriyor. Ben, Min Sik-Choi için izledim ve beklentilerimi aşamayan, vasat bir yapımla karşılaştım. Eğlencelik bir film diyebilirim. Puanım 10 üzerinden 6.


Bu filmi izlemek için zamanınızı harcamamanızı öneririm. Zaten beynimizin sadece %10'unu kullandığımız söyleniyor ve hayat da oldukça kısa... Luc Besson, uzun zaman önce düşük bütçeli ve kalitesiz filmler yapmanın ne kadar kârlı bir iş olduğunu fark etti. Fransız sinemasını, en basit haliyle Amerikan sinemasına benzetme gibi bir misyon üstlenmiş gibi görünüyor ve bu oldukça rahatsız edici. Filmleri genellikle tekdüze, klişe ve yüzeysel; eğlence odaklı ve düşük kaliteli yapımlar... "Lucy" de bu seriden bağımsız bir film değil. "Angel-A"ya roketatar verselerdi, bu kadar üzülmezdim.


Hangi ruhlara göre, bir yanımızın foton kuşağına geçeceği tarih bu? Tuz ruhu mu, Cin Ruhi mi, yoksa Casper mı? En büyük dileğim, Marduk'un bir an önce sol taraftan sağlam bir kroşe atmasıdır. Bir de Maya'lı ruhlardan özel bir isteğim var: Umarım buharlaşırken Haktan Akdoğan da yanımda olur. Kendisiyle eski bir meselemiz var. Memlekette ne kadar çok "düdük" olduğunu bir kez daha gördüm, sağ olun düdük dostlarım. Yatıyorum 2012, kalkıyorum 2012, neyi kaybetmekten bu kadar korkuyorsunuz anlamıyorum. Hani, üç kuruşluk aklınız olsa da, kaybedeceğim diye dört dönseniz. Sonuçta ölüp gideceksiniz, ha 2012 ha 2112, ne fark eder?


Bu filmi neden bu kadar sevdiğimi tam olarak bilmiyorum ama en az beş kez izlemişimdir. Belki hikayesi, belki görselleri ya da oyuncuların performansları beni cezbediyor. Kaliteli bir yapım olmasa da defalarca izlemekten keyif aldığım bir film.